Bu bölümde yer alan metinler, Sıla Pehlivanoğlu’nun ailesi tarafından kaleme alınmış kişisel mektuplardır.
Doğa Pehlivanoğlu Sıla Pehlivanoğlu'nun İkiz Kardeşi
İnsan kendini ne zaman eksik hisseder? Ben 4 Ocak'tan beri sadece eksik değil, yarım hissediyorum. Biz seninle aynı anda nefes almaya başlamışken, şimdi sensiz aldığım her nefes ciğerime batıyor ikizim. Sen benim sadece kardeşim değil; aynadaki diğer yüzüm, ilk arkadaşım, sırdaşım, her yaşımdın. Benim deli dolu, içine sığmayan, hayatı şakaya alan canım kardeşim...
Hayat sadece bir kardeşi değil, en büyük kahkahasını da kaybetti seninle. Voleybol sahasındaki o hırsın, rüzgarı hissetmek için bindiğin o motorun... O kadar hayat doluydun ki, şimdi dünya sensiz çok sessiz. Gözün arkada kalmasın; Toffy ve Dobby bana, bize emanet. Onların başını her okşadığımda, senin o şefkatini hissediyorum parmak uçlarımda. Kedilerin emin ellerde, adaletin ise benim omuzlarımda. Hukuk okurken kurduğun hayaller, giyeceğin o cübbe... Hepsi yarım kaldı sanıyorlar ama yanılıyorlar.
Senin o yarım kalan hayallerini savunmak artık bizim boynumuzun borcu. Hem de hayatımda en gururla taşıdığım borcum.. Seni benden alan o ihmaller zinciriyle, seni suçlu çıkarmaya çalışan o vicdansızlıkla sonuna kadar savaşacağım sana 'küçük kardeşin' olarak söz veriyorum. Sen rahat uyu kardeşim. Belki o çok sevdiğin motorunla sonsuzluğa sürdün, belki kalemin kırıldı ama benim sözüm bitmedi.
Adalet yerini bulduğunda seni kalbimin en müsterih köşesine saklayacağım. Seni çok özledim diğer yarım, her şeyim... Seni tanıyan herkes şahittir ki; sen bana sadece bir ikiz değil, hem anne, hem baba, hem abi, hem dost, hem sırdaştın. Benden sadece bir kardeş almadılar Sıla; benim her şeyimi... Annemi, babamı, hayatımı, geleceğimi o 2 saniyede benden çaldılar. Ama sen beni hep çok güçlü yetiştirdin, merak etme, gözün arkada kalmasın. Senin gücün ve sevgin o kadar büyük ki; hiç tanımadığım ama hayatlarına dokunduğun o insanlar bile şimdi bizimle, senin yanında. Seni çok seviyorum.
Duygu Baharözü Sıla Pehlivanoğlu'nun Abisinin Eşi
Sıla, canım sıla çocukluğundan tanıyorum seni Büyüdün ama o saflığın çocuk gibi hallerin guzel kalbin değişmedi. Hep okuyacağım derdin hic evlenmeyeceğim .. Hep öğrenci kaldın.. O çocukluktaki saf güzel bakışlarınla ve o gülüşünle Seni anmak değil beraber yaşamamız gerekirdi.
Yeğenimle ilerde çok iyi anlasacağız biraz büyüsün demiştin bana Çok çok yarım kalan bir hikaye Çok acı tarifi çok zor Şimdi bu hikaye nasıl devam edecek peki ya bundan sonrası?

Sıla Pehlivanoğlu'nun Teyzesi
9 Temmuz 2001…
Anneni, yani benim canım, biricik ablacımı ameliyathane kapısında kaygıyla bekliyordum. Açık söyleyeyim; o an yüreğimdeki endişe tarif edilemezdi. Dualarım, düşüncelerim, nefesim hep ondaydı.
Derken ameliyathaneden, beze sarılı iki minicik bebek çıktı. O an kalbim duracak gibi oldu. Hemşirenin “Her şey yolunda, bebekler gayet iyi” demesiyle, annene dair tüm kaygılarım bir anda yerini tarifsiz bir heyecana ve büyük bir mutluluğa bıraktı. Gözlerim dolu dolu, peşinizden yürümeye başladım.
Tartılmak ve giydirilmek üzere bebek odasına götürülürken ben de kendimi orada buldum. İşlemler tamamlandıktan sonra, odanıza götürülmek üzere Doğa Soley halasına verildi. Sen ise… canımın içi, bitanem, Sılaşum… benim kucağıma verildin.
Yüzüne ilk baktığım o an, annene dair içimde kalan son kaygı da tamamen yok oldu. Yumuk yumuk yüzün, daha o günden güzel olacağı belli olan gözlerin… Kucağımda seni taşırken içimde tarifsiz bir sevinç, derin bir huzur vardı. Seni odanıza götürdüm. Doğa’nın da sağlıklı olduğunu gözlerimle gördükten sonra, anneni beklemek üzere yeniden ameliyathane kapısına döndüm.
Seni ilk kucağıma alışımla başlayan bağ, bebekliğinde de hiç kopmadı benim için.
Doğa da çok tatlıydı, çok güzel bir bebekti. Onu da seviyordum. Ama sen… sen bebekliğinde bile benim için bir başkaydin, Sılaşum.
Bunu anlatmak zor ama gerçek:
Kucak sırası olsa, içimden hep önce seni almak geçerdi. Bilerek yapılan bir tercih değildi bu; kalbin kendi kendine verdiği bir karardı.
Yeni yeni adım atmaya başladığın zamanları hatırlıyorum. Dengen tam oturmamış, ama hevesin taşmış hâlde… Ayakta durmaya çalışırken gözlerin hep yukarı bakardı; sanki “Hazırım” der gibi. Sonra kucakta hoplamalar başladı. O minik bedeninle, sanki yerçekimine meydan okur gibi zıplardın.
Burcu Güneş’in “Biz aşkı meleklerden çaldık” şarkısı çalmaya başladığında…
Daha ilk notayı duyar duymaz, o heyecanla hoplamaya başlaman… İşte onu anlatacak bir kelime hâlâ bulamıyorum. Neşe miydi, mutluluk muydu, saf bir coşku muydu bilmiyorum. Bildiğim tek şey, o anların tarifsiz güzellikte olduğuydu.
Sen zıpladıkça ben gülerdim.
Sen güldükçe kalbim dolardı.
“Biz aşkı meleklerden çaldık…”
Bu sözler hâlâ bugün gibi kulaklarımda. Şarkıdan çok, senin gülümsemen ve hoplamaya başlamanla hatırlıyorum o melodiyi. Ne zaman duysam, gözümün önüne yine aynı sahne geliyor: Minik ayakların yerden kesiliyor, kolların havaya açılıyor, yüzünde kocaman bir gülümseme…
O anlar geçip gitti sanırdım.
Meğer kalbime kazınıyormuş.
O günden belliydi aslında…
Özgürlüğüne düşkünlüğün, bitanem.
Kucağa sığdığın hâlinle bile yerinde duramayan bir ruhun vardı. Sevecenliğin, sevgi dolu oluşun… Mutlu bir bebek olduğun her hâlinden belliydi. Ağlamaların bile kısa sürerdi; sanki hayata küsmeye hiç niyetin yokmuş gibi.
Büyüdükçe sana olan sevgim de büyüdü.
Sessizce değil, fark ettirerek… Her geçen yıl biraz daha gururla.
Spor alanındaki başarıların, akademik hayattaki adımların… Bizim için yalnızca sonuçlar değildi bunlar. Hepsi senin kendinden emin duruşunun bir yansımasıydı. Çünkü sen zaten hep kendinden emindin. Kim olduğunu biliyordun. Ne istediğini de…
LGS sınavında Robert’i kazandığında, zekân zaten kendini ilan etmişti. Ardından Cağaloğlu Anadolu’ya yerleşmen… Bunlar tesadüf değildi. Çalışkanlığının, kararlılığının ve o kendine has aklının doğal sonucuydu.
İstanbul’a geldiğimde bir iki kez buluştuk seninle.
O anlar şimdi içimde hem sıcak bir anı, hem de sessiz bir sızı.
Keşke daha çok buluşabilseydik, canımın içi.
Keşke seninle daha fazla zaman geçirebilseydik.
Keşke “sonra” dediğimiz anlar bu kadar çabuk tükenmeseydi.
Ama şunu biliyorum:
Sen hayatımın her anında olacaksın, Sılam.
Farklı oluşunla…
Sıradan olmayan kişiliğinle…
Karakterinle…
Bitanem…
Canımsın.
O gün kucağıma aldığım yeğenim Sıla’yı, geçen yıl, henüz 23 yaşındayken bir trafik kazasında kaybettim.
Ama bilsin herkes: O gün kucağıma aldığım o bebek, yalnızca bir çocuk değil; hayatıma dokunan, kalbimde yer eden, sevgisiyle büyüten bir parçamdı.